Kategorisi: Mimari Yayın, PAB Yazar: PAB | 0 yorum

Özgün projelerin yanı sıra mimarlık pratiğine ve kuramına yeni okumalar getirmeyi hedefleyen dosya konularıyla uluslararası mimarlık gündemini takip eden BETONART’ın yeni sayısı çıktı!
BETONART’ın ilkbahar sayısı yine belirli bir coğrafyanın modernleşme süreci içinde geçirdiği dönüşümü inceliyor. Bu sayının dosyasını oluşturan Erivan kentinin kendine has jeopolitik konumu ve tarihi dolayısıyla edindiği post-sosyalist kent kimliğinin mekansal izdüşümlerini masaya yatıran dosya editörü Şebnem Şoher’e, sanat eleştirmeni ve küratör Nazareth Karoyan ve sanatçı Vahram Aghasyan eşlik ediyor. Şebnem Şoher, Erivan’ın tarihinde baskın olan çeşitli ideolojiler sonucu kentsel dokunun dönüşümünü inceledikten sonra, işleriyle 10. İstanbul Mimarlık Bienali’ne de katılmış olan Vahram Aghasyan ile, sanatçının Ermenistan’daki Sovyet dönemi mimarlığına ait yapıların bugünkü durumları ve bunları ortaya çıkaran ideolojilerin toplumsal anlamlarını araştıran işleri üzerine bir söyleşi yapıyor. Nazareth Karoyan ise kamusal alanı, Sovyet sonrası Erivan kentsel planının sosyal ve sembolik nitelikleri üzerinden okuyor.
Geçtiğimiz aylarda yitirdiğimiz Sverre Fehn de, Ada Louise Huxtable tarafından Pritzker Ödülleri için kaleme alınan okumayla dergide yer buluyor. İsviçreli mimar Valerio Olgiati’nin kırmızı renkli beton ile tasarladığı atölye-ev’i ve çoğul bir biçim dili benimseyen Weng Shu ve Lu Wenyu’nun Çin Sanat Akademisi Xiangshan Kampusu’nun yanı sıra dergideki diğer projelerden Promontório Architects’in Mora Nehri Akvaryumu ve José María Sáez-David Barragán’ın Şili’de tasarladıkları Pentimento Evi prefabrik beton elemanlarla kurguladıkları yenilikçi tasarımlarıyla dikkat çekiyor.
Yadigar Esen ve Pınar Gökbayrak’ın, konferans vermek üzere İstanbul’a gelen SANAA ortaklarından Ryue Nishizawa ile yaptığı söyleşi, mimarın farklı coğrafyalarda ve farklı ölçeklerdeki işlerinin ortak noktası olarak öne çıkan iç-dış mekan ilişkisi meselesinin geleneksel Japon mimarlığının etkisiyle üstlendiği yeni yorumlar üzerine odaklanıyor. Yine derginin son sayısında yer alan Burçin Kürtüncü ve Funda Uz Sönmez’in İTÜ Maslak kampusu doğa parkı projesi için tasarladıkları ve ilk aşaması uygulanan duvar projeleri ise, sınır çekmeyen başka bir duvar tanımının peşinde.
Kategorisi: Mimari Yayın, PAB, Projeler Yazar: Pınar Gökbayrak | 0 yorum

Geçtiğimiz sonbaharda İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan Urla-Çeşme-Karaburun Yarımadası Fikir Yarışması süresince ve ödül töreninde organizasyonun ne kadar iyi yapıldığını ve Belediye İmar Müdürlüğü’nde çalışanların yarışmayı ne kadar benimseyip hassasiyetle çalıştıklarını görmüş ve çok mutlu olmuştuk. Yarışmanın ardından kapsamlı bir kitap yapmak istediklerini söyleyip bizimle birlikte diğer tüm ödül alan ekiplerden yarışma raporlarını baskıya uygun formatta talep ettiklerinde de Belediye’nin “yarışma yapıldı-hevesimizi aldık-rafa kalktı” tavrında olmadığını görmüştük. Yarışmanın ana ürünü her ekibin teslim ettiği 100 sayfayı geçmeyecek şekilde hazırlanmış rapor kitapçıklarıydı. Bunlar bir kitap haline getirilecek ve yerel belediyelerin de içinde olduğu karar verme düzeyindeki isimlere ulaştırılacaktı…
Geçenlerde önce bir e-posta geldi; kitabın hazır olduğunu bildiren ve bizi kitap tanıtım toplantısına davet eden. Yine hassas bir davranış; yine olumlu tavrın devamı… Birkaç gün sonra kargoyla elimize kitap ulaştı. Gerçekten çok iyi hazırlanmış, kağıt kalitesinden raporların birebir teslim edilmiş haliyle dizimine, jüri toplantı tutanaklarının ve oylamanın tüm detaylarına kadar açık olarak sunulduğu giriş bölümüne kadar her şey özenli.. Üstelik iki cilt; 1., 2. ve 3. ödül ilk ciltte, mansiyonlar ikinci ciltte toplanmış… Her şey çok güzel hala… Ta ki ödül alan yarışmacı ekiplerin isimlerinin kitapların hiçbir yerinde yazılmadığını fark edene kadar… ??? Bu kadar hassas çalışan bir ekibin bu noktayı atlamış olmasına hiç anlam veremedik açıkçası… Belediye’yle konuşup ondan sonra yorum yazmak daha doğru olur elbette ama yine de fikir sahiplerinin isimlerinin geçmediği bir yarışma kitabı ancak büyük bir dalgınlık sonucu hazırlanmış olsa gerek!!! Seçim öncesi tüm kitapların bittiğini ve 2. baskı yapabileceklerini söylemişti Belediye’deki yetkililer. Kitabı hazırlayan tüm ekibe teşekkür ederiz ama eğer 2. baskı yapılacaksa mutlaka düzeltilmesi gerekiyor bu hatanın.
Kategorisi: Mimari Yayın, Mimarlık Yazar: Pınar Gökbayrak | 0 yorum

Geçen hafta 17 Şubat Çarşamba günü YEM’de bir konferans vermek için İstanbul’a gelen SANAA’nın ortaklarından Ryue Nishizawa ile Betonart için bir söyleşi gerçekleştirdik. Tokyo Üniversitesi’nde bir sene araştırma öğrencisi olarak bulunan Yadigar Esen ile birlikte yaptığımız söyleşide, özellikle NY’daki New Museum, Essen’deki Zollverein Okulu ve Tokyo’daki Moriyama Evi üzerinden Nishizawa’nın mimarlığını, SANAA’nın mimarlığa yaklaşımını konuştuk.
Projelerinde genellikle beyaz renk ve cam yüzeylere ağırlık veren, genellikle sade bir dil tercih eden SANAA’dan Nisihzawa, her ne kadar söyleşide farklı bağlamları tasarımlarında dikkate aldıklarını (örneğin New Museum’u, arazi New York’ta olduğu için çevresinden ayrışan bu formuyla tasarlayabildiklerini) söylese de, dışarıdan bir gözle bakınca tasarımlarındaki ortak noktaların fazlalığı ve yaklaşım benzerliği çok açık.
İster New York gibi mimarın kendi tabiriyle “insanların enerjisiyle şekillenen bir kentte”, ister Essen gibi Orta Avrupa’nın bir küçük bir kentinde, ister içinde ‘gizli bir düzen’ barındıran kaotik Tokyo’da tasarım yapsınlar, sonuç ürünlerinde iç-dış mekan ilişkisi, geçirgenlik ve homojen bir mekan üretmek ve bu homojenliğin farklı deneyimlerle dönüşmesini istemek (bu tamamen benim yorumum; söyleşide kendisine bu yorumumu nasıl değerlendirdiğini de sorma fırsatı buldum) gibi temel prensipler ortak. Tüm bu ortak prensiplerin temelinde de SANAA’nın modern mimarlığa Japon estetik anlayışını ve kültürünü çok iyi entegre etmeleri olduğuna inanıyorum. Açıkçası, çağdaş Japon mimarların çoğunda rastladığım bu farklı zihin yapısının temelini bu başarılı entegrasyon sürecine bağlıyorum.

Moriyama Evi, Tokyo
Japon kültürünün, özellikle Moriyama Evi’ndeki mekan ilişkisi bağlamında etkileri çok açık. Evin odaları (ki bu odaların/ünitelerin bazıları farklı kullanıcılara ait) arasında kalan ve komşularla paylaşılan ortak alanlardaki “görünmez” sınırda ya da cephesi boydan boya cam olan ve bahçeye bakan banyo ünitesinde görüldüğü gibi, mahrem algısının ve kamusallık anlayışının Japon kültüründe farklı olması bambaşka bir planimetri kurdurabiliyor insana.
Japon kültürü ve bakış açısı, örneğin Nishizawa’ya, “starchitect” kavramı üzerinden mimarların yapılarının önünde durmalarını ve bir görünürlük çabası/ihtiyacı içinde olduklarını, mimarlık ortamının da bunu desteklediğini söylediğimde bu durumu bu şekilde algılamayacak bir zihin yapısını da beraberinde getiriyor.
Henüz söyleşi yayınlanmadan daha fazla yorum getirmek istemiyorum; sadece söyleşinin izi zihnimde henüz canlıyken birkaç şey yazayım istedim. Söyleşi ise Betonart’ın İlkbahar sayısında yer alacak.
Kategorisi: Mimari Yayın Yazar: PAB | 0 yorum

BETONART’ın 21. sayısı peyzaj konusunu masaya yatırıyor. Türkçe’de daha çok doğa ile ilişkilendirilen peyzaj, aslında İngilizce karşılığında çok boyutlu bir anlam taşıyor. BETONART’ın son sayısı da, peyzajı bu çok yönlü anlamıyla ele alıyor ve Japonya örneği üzerinden doğal ve yapay peyzajı gündeme getiriyor. Japonya’da kırsal peyzajda doğayı kontrol altına almak üzere yapılan altyapıya ilişkin müdahaleler ve bu mühendislik projelerinde mimarlarla peyzaj tasarımcılarının rolü konunun bir yönünü oluştururken, özellikle Tokyo özelinde yapılı çevre yani kentsel peyzaj (urban landscape / cityscape) alanlarındaki yığılma da tartışmanın diğer bir boyutu. Doğal peyzajın tasarlanan çevrenin bir parçası olarak son dönemde yeniden ele alınmaya başlanmasının nedenlerinden biri olarak özerk tasarım disiplinlerinin son dönemde tekrar etkileşim içerisine girmesi de “Japonya’da Peyzaj: Ehlileştirilmiş Doğa” dosyasının alt tartışması. Editörlüğünü Ömer Kanıpak’ın yaptığı dosyada Deniz Aslan kentlerde yapaylaştırılan doğadan söz ederken, Yadigar Esen Tokyo’nun altyapı projelerine paralel olarak kentleşme sürecini Japon kültürü üzerinden okuyor. Projelerinde geleneksel Japon mimarisini 21. yüzyıla uyarlamayı hedefleyen Japon mimar Kengo Kuma, Tokyo Üniversitesi’nde beton üzerine araştırmalar yürüten mühendis Koichi Maekawa ve yine Tokyo Üniversitesi’nde peyzaj tasarımı kuramı üzerine doktora çalışmasını tamamladıktan sonra halen Avustralya’da Adelaide Üniversitesi’nde öğretim üyeliğini sürdüren Heike Rahmann ile yapılan söyleşilerle dosya tamamlanıyor.
BETONART’ın bu sayısında ayrıca Pelin Tan’ın 11. Venedik Mimarlık Bienali’nin ardından mimarlıkta görsel temsiliyet ve mimarlığın ötesinin krizini ele aldığı metni, İspanyol ofis Ensamble Studio’nun taşıyıcının ana tasarım elemanı olarak kurgulandığı Madrid’deki Hemeroscopium Evi, Fransız ofis ECDM’nin zarif bir beton deri giydirdiği Thiais RATP Otobüs Merkezi, çok yönlü mimari üretimleriyle Lizbonlu ofis ARX Portugal’ın Barreiro Yüksek Teknoloji Okulu ve MMBB arquitetos’un modernist üslubuyla dikkat çeken São Paulo’daki Vila Romano Evi proje okumalarıyla yer alıyor. İtalyan mimar Giuseppe Terragni ise 1932 yılında Faşist Parti’nin belediye binası olarak tasarladığı İtalya’nın Como kentindeki Casa del Fascio (Faşist Evi) projesi üzerinden Didem Yavuz tarafından tartışılıyor.
BETONART’a seçkin kitabevlerinden ulaşılabilir veya www.pab.com.tr/betonart websitesinden abone olunabilir.
Kategorisi: Mimari Yayın, PAB Yazar: PAB | 0 yorum
2004 yılından beri yayınlanan Betonart mimarlık dergisi 2008′den itibaren PAB Mimari Tasarım tarafından hazırlanacak. PAB’in içerik, tasarım ve organizasyonundan sorumlu olduğu ilk sayı ise geçtiğimiz günlerde çıktı. Abonelerine dağıtımı devam eden derginin websitesi de yenileniyor. Dergiye websitesindeki bilgiler aracılığıyla abone olunabilir ya da dergi websitesindeki listede bulunan kitabevlerinden temin edilebilir.
Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği‘nin bir yayını olan ve mimarlık kültürüne katkıda bulunacak şekilde çeşitli etkinliklere de sponsor olan Betonart, 2004-2007 yılları arasında Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından hazırlanıyordu. Danışma kurulu ve yayın ekibi değişmeyen dergiye, Arkitera’nın manevi desteği yine devam ediyor.
Kategorisi: Mimari Yayın Yazar: Pınar Gökbayrak | 0 yorum
Yazmakta biraz geciktim ama Betonart’ın 15. sayısı çoktan çıktı…
15. sayının en can alıcı bölümlerinden biri dosya editörlüğünü Boğaçhan Dündaralp’in yaptığı ve proje okumalarına Deniz Güner ve Burak Altınışık’ın eşlik ettiği “Betonun Halleri” dosyası. Betonun farklı biçim ve durumlarını, dünyanın çeşitli yerlerinden farklı projelerle ortaya koyan mimarlar, adeta güncel bir mimarlık atlası ortaya çıkarıyor.
Kategorisi: Kent, Mimari Yayın Yazar: Pınar Gökbayrak | 0 yorum

Geçtiğimiz yıl, uluslararası basında İstanbul’un adı çokça geçti. Kent kültürü dergilerinden, New York Times gibi ünlü gazetelerin gezi sayfalarına kadar pek çok farklı mecrada İstanbul mutlak bir gezi destinasyonu olarak “Batılı” dünyaya yeniden tanıtıldı. Kent adeta yeniden keşfedildi.
Bu furyanın içinde, ama genel “keşif” tavrına mesafeli duran mimarlık yayınlarında da neredeyse eşzamanlı olarak İstanbul yer buldu. Domus’un 904. sayısında Intersections bölümünde, “Self-Sevice City” başlığı altında Karakas, Nairobi’den Kibera, Bombay’dan Dharavi ile birlikte İstanbul’dan Sultanbeyli’nin bir tatışma nesnesi olarak ele alınmasının ardından, Abitare bir adım daha ileriye giderek, Mayıs 2007 sayısını tamamen İstanbul’a ayırdı.
(devamı…)
Kategorisi: Mimari Yayın, Mimarlık Yazar: PAB | 0 yorum
PAB’ın ortaklarından Pınar Gökbayrak’ın editörlüğünü yürüttüğü Betonart dergisinin İlkbahar 2007 sayısı yayınlandı. Dergide, Hüseyin Yanar’ın kaleminden Finli mimar Juha Leiviskä, AMP Arquitectos’un Kanarya Adaları’ndaki Magma Sanat ve Kongre Merkezi, 2007 Mies Ödülleri’nin sergi ve kataloğuna seçilen the next ENTERprise’ın Kaltern Plajı yer alıyor. Türkiye’den de Erginoğlu-Çalışlar’ın Ö Evi projesi Boğaçhan Dündaralp’in okumasıyla dergide yer buluyor. Müge Belek ve Frederico Fialho’nun editörlüğünü üstlendiği “Portekiz’de Yeni Nesil Mimari” dosyasına paralel olarak, Robert Levit’in Alvaro Siza üzerine değerlendirmesi dönemsel olarak karşılıklı bir okumayı mümkün kılıyor. Ayrıca, Mart ayında İTÜ-AA işbirliğiyle, gerçekleştirilen Fibrous Structures atölye çalışması da moderatörleri tarafından değerlendiriliyor. (devamı…)