Betonart’ın Kış Sayısında “Yıkılıp Yeniden Yapılan” İSTANBUL Var 25 Ocak 2011
Betonart’ın yeni çıkan Kış sayısı yıkılarak yeniden yapılagelen, son yüzyılda radikal olarak değişen İstanbul’un kentsel makro-formuna odaklanıyor. Dosya editörlüğünü İpekk Yada Akıpnar’ın üstlendiği “İstanbul ‘Yıkarak Yapmak’ ” temalı dosyada, yüzyıllık kentsel büyüme sürecindeki radikal dönüşümler, kritik bir rol oynayan “yıkmak ve yapmak” eylemlerini bir araya getirmesi açısından “imar operasyonları” üzerinden mercek altına alınıyor.
Yüzyılın eleştirel değerlendirilmesinde, 1900-1950 dönemini Cânâ Bilsel, 1950’leri Burak Boysan, 1980’leri Funda Uz Sönmez ve 2000’leri Özlem Ünsal tartışıyor. En son olarak, toplumsal uzlaşma sağlanmadan gerçekleştirilen bütüncül bir master plan yerine, “fragmana” odaklı, fragmanın sorunlarını kavrayarak içselleştirmiş ve buna göre çözüm üretmek tavrını ortaya koyan, bugüne ve geleceğe dair mimari yeni bir sözü ortaya koyabilmek adına da Faruk Göksu’nun manifestal önerisi yer alıyor.
Betonart’ın bu sayısında dosya temasına paralel ele alınan konulardan biri de, Aralık ayında sonlanan Hayal-et Yapılar” sergisi. PATTU ekibinin Turgut Saner danışmanlığında hazırladığı sergi ve yayın, İstanbul kent tarihi boyunca farklı nedenlerden dolayı yıkılmış ve kent belleğindeki önemli rollerini kaybetmek durumunda kalmış yapılara odaklanıyor ve bu yapıları “canlandırıp” günümüze taşıyarak koruma-kullanma ilişkisi üzerine eleştirel gözlemler yapıyor.
Betonart’ın bu sayısındaki projeler olan Nevzat Sayın imzalı Altunizade’deki ofis yapısı, Kolombiya’da bir çimento fabrikasının santral binası için MGP tarafından yapılan prefabrik kabuk tasarımı, Arjantin’de A4estudio’nun tasarladığı Sobrino Evi ve Yunanistan’da A31’in tasarladığı sanat atölyesi ile ise, betonun, gerek coğrafi gerek fonksiyonel çeşitlilikle kullanıldığı farklı örnekler sunuluyor. Derginin bu sayısında ayrıca Esra Şahin Burat, La Tourette Manastırı’nı merkeze alarak, betonun “doğasını” ve her yeni bağlam ve perspektifle değişen binbir yüzünü tartışıyor.
Dergide ayrıca, geçtiğimiz sonbaharda 12.si düzenlenen Venedik Mimarlık Bienali ve 2012’de ilkinin gerçekleştirilmesi planlanan İstanbul Tasarım Bienali’nin öncü etkinliklerinden Tasarım Sempozyumu üzerine kaleme alınan değerlendirme metinleri; günümüze söylemi ve işlevi de evrilerek gelen bienal etkinliklerinin etki alanlarını, yaklaşımlarını ve alternatif potansiyellerini gündeme getiriyor.
Betonart’ın Güz Sayısı Çıktı! 11 Ekim 2010
PAB tarafından üç ayda bir hazırlanan, betonun nitelikli ve yenilikçi örneklerine dergiye özel hazırlanan özgün proje okumaları eşliğinde yer veren, her sayıda özel bir dosyayla belirli bir konuyu yurtiçinden veya yurtdışından konuk editörlerle masaya yatıran TÇMB’nin mimarlık yayını BETONART’ın Güz sayısı çıktı.
BETONART’ın son sayısı, enformel sokak kullanımlarından biri olarak semt pazarlarının tasarımcılar için sundukları potansiyelleri inceliyor. Editörlüğünü mimar ve kentsel tasarımcı kimlikleriyle Ceren Sezer ve Camila Pinzón Cortés’in üstlendiği dosyada, Batı dünyasında kent merkezini canlandırmak için yeniden ele alınan pazar alanı tasarımlarının aksine, formel-enformel ilişkisinin daha belirsiz olduğu, mekânsal ve zamansal farklılıkların birer potansiyel olarak ortaya çıktığı örnekler farklı coğrafya ve bağlamlarda tartışıldı. Davetli yazarlar Kolombiya’dan, Hindistan’dan, Çin’den, Endonezya’dan, Ruanda’dan ve Türkiye’den sundukları örneklerle, barındırdıkları sosyal ve mekânsal potansiyeller nedeniyle kentsel bir dönüşüm stratejisi olarak pazar yerlerini tartışmaya açıyor.
BETONART’ın bu sayısındaki ilk proje Herzog & de Meuron’un Florida’da gerçekleştirdiği 1111 Lincoln Road adlı otopark projesi. Altyapıya ilişkin bir fonksiyonun dahi, bir mimarın elinde gerek mimari ve kentsel, gerek işveren için ekonomik bir katma değere dönüşebildiğini gösteren proje, öngörülü bir işverenin nitelikli kentsel çevrenin olmazsa olmazı olduğunu da gösteriyor.
Dergide yer alan diğer projelerden José Juan Barba’nın İspanya’da tasarladığı Nehir Araştırma Merkezi’nde beton kısmen doğal kısmen yapay bir malzeme olarak ele alınıyor. N+B Architectes’in Fransa’da Albert Einstein Lisesi’ndeki mevcut yapıya yaptıkları ek, dış mekânla kurulan farklı ilişkiler için bir başlangıç noktası oluyor. Son olarak Meksika’da at103 mimarlık ofisi, tasarladıkları konut bloğu projesinde, Mexico City kent merkezinde soylulaştırmanın aksine, farklı gelir gruplarını bir arada bulunduracak bir yapı tasarlıyorlar.
Dergide ayrıca, akımının en homojen ve bütüncül sanat eseri olarak görülen Brüksel’deki Palais Stoclet üzerinden yapılan okumayla Josef Hoffmann’ın modern mimarlığa katkısı irdeleniyor.
2010 Betonart Mimarlık Yaz Okulu, İstanbul 1910-2010: Kent, Yapılı Çevre ve Mimarlık Kültürü Sergisi ve uluslararası Beton Tasarım Yarışması’nın ikinci etabı olarak bu yıl İstanbul’da gerçekleşen ve TÇMB’nin evsahipliğini üstlendiği Master Class çalışması da yine dergide yer buluyor.
BETONART’a seçkin kitabevlerinden ulaşılabilir veya websitesinden abone olunabilir.
PAB BuildIST’teydi 04 Ekim 2010
Urban Age çalışmalarını barındıran “5 Bakış” kitabının tanıtımı ve çalışmaların sunumu 30 Eylül’de Buildist’te gerçekleşti.
Arkitera Mimarlık Merkezi, Ömer Kanıpak, SO?, Superpool, 8artı ve GB Mimarlık’a bu verimli işbirliği için teşekkür ediyoruz.
Betonart’ın Yaz Sayısı Doğu Akdeniz Kentleri’ne Odaklanıyor 14 Temmuz 2010
BETONART’ın yeni çıkan Yaz sayısı, 20. yüzyılın başından bugüne Doğu Akdeniz kentlerinde yaşanan kentsel dönüşüm hareketlerini, müdahaleleri ve aktörlerini tartışıyor. Konuk editörlüğünü Ebru Omay Polat’ın yaptığı dosyada, gerek üst üste yığılan uygarlıkların, gerek ticaret ve göç yoğunluğunun getirdiği hareketliliğin Akdeniz coğrafyasında kentsel mekân üzerindeki etkileri ve dönüştürücü gücü tartışılıyor. Dosyada farklı kentlerin yaşadığı dönüşümler özgün süreçleri üzerinden, birbirleri arasındaki paralellikler göz ardı edilmeden inceleniyor. Ege Uluca Tümer, Gazimağusa kentinde liman bölgesinin yeniden işlevlendirme sürecini incelerken, Elie Haddad’ın Beyrut üzerine olan makalesi son dönemde kentte özel sektör eliyle gerçekleşen dönüşümün altyapısına eleştirel bir bakış getiriyor. Atilla Yücel ise Turgut Cansever mimarlığı üzerinden mimarın kimliğine ve Akdenizlilik olgusuna odaklanıyor. Dosyanın son bölümünde Akdeniz Kentleri Programı adlı uluslararası tartışma platformunun yürütücüsü Eduard Bru Bistuer ile gerçekleştirilen söyleşi de, İstanbul ve Barselona üzerinden somut kentsel dönüşüm müdahalelerini tartışılıyor.
BETONART’ın bu sayısında yer alan projelerden ilki Campo Baeza’nın Granada’da yer alan MA: Hatıra Müzesi projesi. Müge Belek ve Frederico Fialho Teixeira’nın yaptığı okuma, yapıyı mimarın İspanya’daki diğer kültürel içerikli projeleriyle karşılaştırıyor. Kore’de son dönemlerde öne çıkan girişimlerden Paju Book City’de yer alan ve betonarme kabuğuyla dikkat çeken Open Books Yayıncılık projesinin mimarı ise Hailim Suh. İspanyol mimarlık ofisi Konkrit Blu’nun Duero nehir kıyısındaki şarap bağlarında geçtiğimiz yıl tamamladıkları Qumran şarap imalathane tesisi ise dergide yer alan bir diğer proje.
Geçtiğimiz aylarda Pritzker Ödülü’ne layık görülen SANAA ise, son projelerinden Rolex Eğitim Merkezi vesilesiyle dergide yer alıyor. Doğu-Batı dualitesi içinde SANAA’nın mimari pozisyonunu ve Pritzker Ödülü’nün bu bağlamda ofisin gelecek üretimi üzerindeki etkisini Boğaçhan Dündaralp tartışıyor.
Derginin Öncüler bölümündeyse, bir önceki sayıda ilk bölümü yayınlanan makalesinde David Robson, modernizmin Sri Lanka’daki izlerini sürerek, “Tropik Modernizm”in ülkedeki üç öncüsünün, Minnette de Silva, Valentine Gunasekera ve Geoffrey Bawa’nın üretimlerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor. BETONART’ta ayrıca tasarımı PAB’a ait olan, tekstürlü kalıp kullanılarak modüler üretilen Beton Kütüphane stand tasarımı yer alıyor.
Betonart’ın Yeni Sayısı “Ses ve Mekân” İlişkisini Konu Ediyor 12 Nisan 2010
Betonart’ın İlkbahar sayısı “Ses ve Mekân” konulu dosyasıyla yayınlandı. Editörlüğünü Emre Erkal’ın yaptığı dosyada ses ve mekân ilişkisine mimari perspektiften bakıldı; işitsel sanatlar ve mimarlığın ilişkisi, bedene referansla orta ölçekte oda-yapı, üst ölçekte yapı-kent, alt ölçekte ise beden-oda olmak üzere farklı ölçeklerde ele alındı.
Dosyada, Brandon Labelle’in mekânsal işitsel sanatın operatif paradigmasına yer veren kuramsal metninin yanı sıra, Erkal sesin mekânsallaşması meselesini tarihsel sürecini gözler önüne sererken, günümüzde anlaşıldığı şekliyle ilk kez işitsel sanatlarda mekânsallığı deney konusu yapan Bernhard Leitner de yer alıyor. Günümüz sanatçılarının çalışmaları dosya kapsamında ağırlık kazanırken, Mark Bain ve Carsten Nicolai’ın oda-yapı ölçeğindeki enstalasyonlarına, Sinan Bökesoy’un sanal enstrümanlarla harekete dayalı bir mekân kurgusu içinde ürettiği müzik çalışmalarına ve Bruce Odland ile Sam Auinger’in kentsel mekândaki ses peyzajını yeniden yorumlayan projelerine yer veriliyor. Dosyayı bütünleyecek şekilde derginin yoruma dayalı önsöz yazısı da mekânsal müziği irdelediği metniyle Aykut Köksal’a ait.
Betonart’ın İlkbahar sayısında ayrıca 2009 sonunda açılışı oldukça ses getiren Zaha Hadid’in Roma’daki MAXXI 21. Yüzyıl Sanatları Ulusal Müzesi projesi, projenin yöneticisi mimar Gianluca Racana ile yapılan söyleşi eşliğinde yer alıyor. Racana, Hadid’in field olarak tanımladığı “açık uçlu etki alanları” tanımlayan akışkan yapılardan oluşan projenin tasarım ve üretim sürecini aktarıyor. Randić-Turato Architects’in Hırvatistan’daki Lapidarium Müzesi, Eduardo Berlin Razmilic’in Şili’deki ve Hüseyin Yanar’ın Finlandiya’daki konut projeleri de sayının diğer projeleri arasında. Derginin Öncüler bölümündeyse, David Robson modernizmin Sri Lanka’daki izlerini sürerek, “Tropik Modernizm”in ülkedeki üç öncüsünün, Minnette de Silva, Valentine Gunasekera ve Geoffrey Bawa’nın üretimlerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor.
Betonart’ta ayrıca 2010 Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde “Mimarlığa Katkı Dalı”nda ödüle layık görülen, küçük müdahaleler ile kamusal alanları tartışmaya açan İmkanmekan grubunun çalışmaları, Céline Condorelli’nin sanat ve mimarlık arasındaki ilişkiyi destekleyici strüktürler üzerinden irdelediği kitabına ilişkin bir söyleşi ve Harvard GSD’de “Yeni Yörüngeler” başlığıyla Kore’deki mimari yönelimleri tartışan sergi okuması yer alıyor.
BETONART’a seçkin kitabevlerinden ulaşılabilir veya www.pab.com.tr/betonart websitesinden abone olunabilir.
RAF Kapağında PAB Deseni 26 Kasım 2009
Kasım ayı kapak grafiğini yaptığımız RAF ürün dergisinin son sayısı yayınlandı…
BETONART, Sonbahar 2009 Sayısında Çağdaş Brezilya Mimarlığı’na Odaklanıyor 16 Ekim 2009
PAB tarafından üç ayda bir yayınlanan, betonun nitelikli ve yenilikçi örneklerine dergiye özel hazırlanan özgün proje okumaları eşliğinde yer veren, her sayıda özel bir dosyayla belirli bir konuyu yurtiçinden veya yurtdışından konuk editörlerle masaya yatıran BETONART’ın son sayısı çıktı.
Betonart’ın 2009 sonbahar sayısındaki dosya çağdaş Brezilya mimarlığını ele alıyor. Brezilya’nın çağdaş mimari dilini, üzerine kurduğu modern mimari mirası ile ilişkisi üzerinden ele alıp, bu mirası yeni nesil üretimlerin nasıl yorumladığına odaklanıyor.
Öncü modernist yapılarıyla, Batı-dışı coğrafyalardaki modernlikler arasında ayrıcalıklı bir konuma sahip olan Brezilya’da, 1930’lardan 1960’a uzanan süre zarfında, Lucia Costa ve Oscar Niemeyer başta olmak üzere dönemin mimarlarının ortaya koyduğu ürünler bir “Brezilya Modernizmi miti” yaratmıştı. Bu sayıda, sayısız dergide yer alan bu “mit” yerine, bu mitin sonrasında inşa edilenlere odaklanıldı, sözü edilen o parlak modernist dönemin daha sonraki dönemlerdeki mimarlıklara etkisi irdelendi. Dosyanın ilk metni olan “1950 ve 70’lerin Öteki Brezilya Modernlikleri” yazısında Ruth Verde Zein, 1950 ila 1970 yılları arasında inşa edilen yapıları öncüleriyle kıyaslarken, 1970’lere uzanan dönemdeki üretimin çağdaş 21. yüzyıl mimarisi için önemli ipuçları barındırdığına işaret ediyor. Flavio Coddou’nun kaleme aldığı ikinci metin, çağdaş Brezilya mimarlığıyla ilgili incelemeyi Zein’in bıraktığı yerden ele alarak, geçmiş ile güncel arasında karşılaştırmalı bir değerlendirme yapıyor. Coddou, çağdaş Brezilya mimarlığının uluslararası ortamda nasıl yeniden yer aldığını anlatırken, ülkedeki genç nesil mimarların sahip olduğu kolektif bilince ve vazgeçilmeyen sadelik arayışına vurgu yapıyor. Brezilyalı mimarlar Gabriel Duarte ve Renata Bertol ise, “Katı Rasyonalizm mi, Biçimsel Gelişigüzellik mi?” başlığı altında genç kuşak mimarların beton malzeme kullanımıyla ilgili eleştirel bir değerlendirme yapıyorlar. Son olarak, Alper Semih Alkan ise Hollanda’da düzenlenen Çağdaş Brezilya sergi dizisi üzerinden Brezilya’nın son dönemdeki kentleşmesinin dışarıdan bir gözle uluslararası ortamda nasıl okunduğunu gözler önüne seriyor.
(devamı…)
Betonart 23 Çıktı! 06 Temmuz 2009
![]()
BETONART’ın Yaz 2009 sayısı beton malzemenin alışılmadık kullanım alanlarını gündeme taşıyor. “Mimarlığın temel malzemesi olan beton, yenilikçi fikirlerin peşinde, alışılmadık bir ölçeğe, endüstri ürünlerine inerse ne olur?” sorusundan yola çıkılarak, betonun farklı ölçek ve işlevlerdeki kullanımlarına dair özgün örneklere yer veriliyor.
“Beton” aksesuarlar, kol düğmeleri, yüzükler, kolyeler…
Çiğdem Kaya’nın editörlüğünü üstlendiği “Beton ile Sıradışı Ölçekler” dosyasında, endüstriyel tasarımda beton kullanımının hayalgücünü zorlayan örnekleri ele alınırken, deneysel tasarım süreçleri inceleniyor. Burcu Yançatarol ve Elif Küçüksayraç, betonun kullanıldığı endüstri ürünleri tasarımlarına örnekler verirken, soğuk olarak tanımlanan beton malzemeyi tasarımcıların nasıl bir avantaja dönüştürdüğünü aktarıyorlar. Gülname Turan ise “Tendeki Beton” başlıklı yazısında özellikle takı tasarımında beton kullanımına odaklanıyor. Beton bir abajur tasarlayan Marieke Rongen ile yapılan söyleşi de dosyada yer alıyor. Dosya kapsamında, endüstri ürünleri tasarımında özellikle 2000 yılından sonra beton ile yapılan deneylerin bir değerlendirmesi yapılırken, malzemeyle birebir çalışmanın, özgün tasarım arayışlarında önemi vurgulanıyor.
BETONART’ta yer verilen önemli başlıklardan bir diğeri ise, geçtiğimiz günlerde Pritzker Mimarlık Ödülü’nü alan İsviçreli mimar Peter Zumthor. İhsan Bilgin, Zumthor’un mimarlığını, Kuzey Ren-Vestfalya’daki iki yapısı üzerinden, Kolumba Müzesi ve Bruder Klaus Şapeli üzerinden değerlendiriyor.
Dergide ayrıca, Massimiliano ve Doriano Fuksas’ın Simon Peres Vakfı için Yafa’da inşa ettikleri Peres Barış Merkezi, Defne Dilber Stolfi ve Davide Stolfi’nin kaleme aldığı değerlendirme yazısıyla ele alınıyor. İspanyol mimarlık ofisi Lavin Arquitectos’un imzasını taşıyan ve İspanya’nın Tenerife adasında konumlanan Los Silos Gençlik Merkezi ile Longhi Architects’in Peru’nun başkenti Lima’da inşa ettiği Pachacamac Evi de dergide yer alıyor. Emine Yılmazgil’in kaleme aldığı, Zandbelt & Van Den Berg’in tasarımı olan Hollanda’daki villa tasarımları da dergideki bir başka proje. Erkan Kambek ise Rob-Mallet Stevens’ın mimarlığını değerlendiriyor, “modern” tanımını tartışmaya açıyor. Projeleri üzerinden mimarın tasarım anlayışı incelenirken, Türkiye’de gerçekleştirdiği tek yapısı olan Mecidiyeköy Likör ve Kanyak Fabrikası’na odaklanılıyor.
4-6 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek Urban Age konferansı, geçtiğimiz Mayıs ayında Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), Bilgisayar Ortamında Tasarım Bilim Dalı’nın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Branko Kolarevic’in mimarlıkta hesaplamalı tasarım üzerine verdiği konferans serisi de değerlendirilen diğer gündem maddeleri. h2o architectes’in Ductal beton ile tasarladıkları kent mobilyası ise içinde yer aldığı meydan tasarımı üzerinden değerlendirilirken, beton malzemenin sunduğu esneklik vurgulanıyor.
BETONART’a seçkin kitabevlerinden ulaşılabilir veya www.pab.com.tr/betonart websitesinden abone olunabilir.






