Arkitera’nın 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı işbirliği ile yürüttüğü Açık Kapı Mimarlık Festivali’ne biz de katıldık! Festival kapsamında Florya Cumhurbaşkanlığı Yazlık Köşkü, Selimiye Kışlası ve Karaköy Yolcu Gemileri Terminali yapılarını görme fırsatımız oldu. Florya Köşkü’nün dış cephesinin bakımsızlığını ve Selimiye Kışlası’nda kullanılan standart kamu yapısı asma tavanlarını görmek üzücüydü.
Mimarlar dışında etkinliği basından takip eden bir çok insanın da katılması ile aslında 2010 logosunu gördüğümüz en iyi etkinliklerden biri oldu belkide. Umarız bu başarılı etkinlik her sene tekrarlanır!
Avrupa mimarlık öğrencilerini bir araya getiren ve bu yıl İstanbul’da düzenlenen uluslararası SESAM workshop’unda yürütücülüğünü yaptığımız atölyede, Gültepe-Büyükdere-Levent enkesitinde, kamusal alan kullanımlarını tartıştık; birtakım eylemsel çalışmalarla da gelen farklı tepki ve tercihleri gözlemledik. Sunum videosu aşağıda:
PAB, bu sene İstanbul’da gerçekleşen ve kentsel katmanlar üzerine odaklanan SESAM (Small European Students of Architecture Meeting) organizasyonu için atölye yürütücülüğü yapıyor. RE-place-ment isimli atölyede Gültepe-Büyükdere-Levent en kesiti üzerine çalışılacak.
Etkinlik kitapçığında RE-place-ment atölyesi şu şekilde tanıtıldı:
“A hectic business district, Buyukdere Artery,
a dense post-gecekondu neighborhood, Gultepe,
and a serene garden city, Levent…
A fragment cut from the city unfolds three different urban realities which not overlap on top of but stand aside each other, bringing out an extraordinary section. The workshop aims to reveal the contradicting/overlapping/diverging layers of this particular section and project it to the actual urban space.
The workshop will be an operational one; based on search of characteristic signs, re-production and re-placement of them looking for answers to such questions: What gives a place its characteristic? What happens when we remove that element? What if we re-place it? And what if we displace it?… The workshop will be a mental/physical exercise on “placement” that will occur in the very streets of Istanbul.”
Geçen hafta Burak Altınışık’ın daveti üzerine Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki proje stüdyosunda bir sunum gerçekleştirdik. Alan olarak Karaköy üzerine çalışan öğrencilerle, kentsel köhnelik, planlanmış ve kendiliğinden oluşan kamusal alanlar, bölgedeki malzemelerin, üretim tekniklerinin ve kentsel katmanların farklı kullanım alternatifleri üzerine tartışma şansı bulduk.
11. İstanbul Bienali bugün Antrepo No.3’te yapılan basın toplantısı’nın ardından açıldı ve PAB da oradaydı. : )
Ne yazık ki organizasyonel ve teknik açıdan biraz sorunlu bir basın açılışı olmasına rağmen sergi mekanlarını gezmeyi merakla bekliyoruz!
Yarışma açılsın, yok jüri seçsin, yok halk seçsin derken Yeni Karaköy İskesi’nin projesi çoktan tamamlanmış. Türkiye Denizcilik İşletmeleri Binası’nın önünde daha önceden park olarak kullanılan alan yakın zamanda açık bir sebep gösterilmeden temizlenmişti. Yeni iskele de bu alana yerleşecekmiş.
İnternette dönen haberlerde şu şekilde tanımlanmış bina:
…cephe oluşumunda rasyonel ve yalın mimari anlatım dili seçildi.
Çelik konstrüksiyon taşıyıcı sistemli bina demonte olduğu için gerektiği zaman sökülüp başka bir yere taşınabilecek. Çelik ve cam görünümlü iskele binası 3 metre yükseklikten sonra saçak altına kadar güneş kırıcı ahşap kafeslerle kaplanarak çevre binalarla yarışmayan bir yapı olarak tasarlanacak.
Gemilerin yoğun saatlerde yanaşması için 1 no’lu iskeleden yaklaşık 70 metre mesafede bulunan eski iskele, birbirine hafif çelik konstrüksiyon üzeri membran örtü sistemi ile kaplanarak bağlanacak. İskeleler ve yürüme yolu masif ahşap döşenecek.
Proje dahilinde yeniden düzenlenecek deniz ile ön sıra binalar arasındaki alanların döşeme kaplaması doğal granit olacak.
En azından taklit Osmanlı yapısı görünümlü iskelelerden vazgeçilmesi sevindirici ama batan iskelenin olumlu yanlarını tamamen unutmak neden? Su üzerinde dubalarla taşınan iskele, karadaki dar geçiş alanına dokunmadan ve alanı sıkıştırmadan yaya akışına olanak veriyordu.
Seçilen arazi, yani TDİ Binası’nın önündeki eskiden park olan boşluk doldurulmalı mıydı, daha iyi bir şekilde değerlendirilemez miydi?
Cumartesi akşamüstü Caddebostan sahilyolunda keyifli bir “eylem” vardı. 50′nin üzerinde bisikletli (ve aralarda birkaç patenli) orta şeride sarkacak kadar bir yoğunlukta sağ şeritten ilerliyor ve tempolarıyla trafiği yavaşlatıyorlardı. Caddebostan ışıklarda durdukları ve trafiği birkaç dakikalığına “kilitlediklerinde” niyetleri anlaşıldı: “Arabadan İn, Bisiklete Bin!”
Daha sonra internette küçük bir aramayla bunun her ayın son Cumartesisi tekrarlanan bir hareket olduğunu öğrendim. Yayalar ve bisikletlilerin hakları için pedal çeviren bu ekip, dünyada tekrarlanan bir hareketin İstanbul ayağı.
Critical Mass’in sitesindeki açıklamaya göre bu etkinlik bir protesto değil, bir kutlama ve “terimin kökeni Çin’de ışıksız kavşaklarda otomobiller ve bisikletler arasındaki geçiş önceliği anlaşmasına dayanıyor. Bisikletliler kavşakta yığılıp kritik bir “çoğunluğa” ulaşınca kavşaktan geçerler. Critical Mass ismini taşıyan ilk bisiklet buluşması ise 25 Eylül 1992 Cuma günü saat 18:00’de San Francisco’da gerçekleşmiş, ve buradan bütün dünyaya yayılmıştır.”
’Here & There’ projesi yüksek yoğunluklu şehirler üzerine farklı bir projeksiyon yöntemi uygulanarak oluşturulmuş haritalar sunuyor. Kullanıcı şehrin içindeki 3 boyutlu noktasal mekanlardan plan düzlemindeki şehrin diğer bölümleri ile kesintisiz bir bağlantı kurma imkanı sağlıyor. Daha fazlası için: http://schulzeandwebb.com/hat/