SANAA’dan Nishizawa ile Söyleşi 23 Şubat 2009
Geçen hafta 17 Şubat Çarşamba günü YEM’de bir konferans vermek için İstanbul’a gelen SANAA’nın ortaklarından Ryue Nishizawa ile Betonart için bir söyleşi gerçekleştirdik. Tokyo Üniversitesi’nde bir sene araştırma öğrencisi olarak bulunan Yadigar Esen ile birlikte yaptığımız söyleşide, özellikle NY’daki New Museum, Essen’deki Zollverein Okulu ve Tokyo’daki Moriyama Evi üzerinden Nishizawa’nın mimarlığını, SANAA’nın mimarlığa yaklaşımını konuştuk.
Projelerinde genellikle beyaz renk ve cam yüzeylere ağırlık veren, genellikle sade bir dil tercih eden SANAA’dan Nisihzawa, her ne kadar söyleşide farklı bağlamları tasarımlarında dikkate aldıklarını (örneğin New Museum’u, arazi New York’ta olduğu için çevresinden ayrışan bu formuyla tasarlayabildiklerini) söylese de, dışarıdan bir gözle bakınca tasarımlarındaki ortak noktaların fazlalığı ve yaklaşım benzerliği çok açık.
İster New York gibi mimarın kendi tabiriyle “insanların enerjisiyle şekillenen bir kentte”, ister Essen gibi Orta Avrupa’nın bir küçük bir kentinde, ister içinde ‘gizli bir düzen’ barındıran kaotik Tokyo’da tasarım yapsınlar, sonuç ürünlerinde iç-dış mekan ilişkisi, geçirgenlik ve homojen bir mekan üretmek ve bu homojenliğin farklı deneyimlerle dönüşmesini istemek (bu tamamen benim yorumum; söyleşide kendisine bu yorumumu nasıl değerlendirdiğini de sorma fırsatı buldum) gibi temel prensipler ortak. Tüm bu ortak prensiplerin temelinde de SANAA’nın modern mimarlığa Japon estetik anlayışını ve kültürünü çok iyi entegre etmeleri olduğuna inanıyorum. Açıkçası, çağdaş Japon mimarların çoğunda rastladığım bu farklı zihin yapısının temelini bu başarılı entegrasyon sürecine bağlıyorum.
Japon kültürünün, özellikle Moriyama Evi’ndeki mekan ilişkisi bağlamında etkileri çok açık. Evin odaları (ki bu odaların/ünitelerin bazıları farklı kullanıcılara ait) arasında kalan ve komşularla paylaşılan ortak alanlardaki “görünmez” sınırda ya da cephesi boydan boya cam olan ve bahçeye bakan banyo ünitesinde görüldüğü gibi, mahrem algısının ve kamusallık anlayışının Japon kültüründe farklı olması bambaşka bir planimetri kurdurabiliyor insana.
Japon kültürü ve bakış açısı, örneğin Nishizawa’ya, “starchitect” kavramı üzerinden mimarların yapılarının önünde durmalarını ve bir görünürlük çabası/ihtiyacı içinde olduklarını, mimarlık ortamının da bunu desteklediğini söylediğimde bu durumu bu şekilde algılamayacak bir zihin yapısını da beraberinde getiriyor.
Henüz söyleşi yayınlanmadan daha fazla yorum getirmek istemiyorum; sadece söyleşinin izi zihnimde henüz canlıyken birkaç şey yazayım istedim. Söyleşi ise Betonart’ın İlkbahar sayısında yer alacak.
