Betonart, parametrik tasarımı tartışıyor

kapak_14.jpgPAB’ın ortaklarından Pınar Gökbayrak’ın editörlüğünü yürüttüğü Betonart dergisinin İlkbahar 2007 sayısı yayınlandı. Dergide, Hüseyin Yanar’ın kaleminden Finli mimar Juha Leiviskä, AMP Arquitectos’un Kanarya Adaları’ndaki Magma Sanat ve Kongre Merkezi, 2007 Mies Ödülleri’nin sergi ve kataloğuna seçilen the next ENTERprise’ın Kaltern Plajı yer alıyor. Türkiye’den de Erginoğlu-Çalışlar’ın Ö Evi projesi Boğaçhan Dündaralp’in okumasıyla dergide yer buluyor. Müge Belek ve Frederico Fialho’nun editörlüğünü üstlendiği “Portekiz’de Yeni Nesil Mimari” dosyasına paralel olarak, Robert Levit’in Alvaro Siza üzerine değerlendirmesi dönemsel olarak karşılıklı bir okumayı mümkün kılıyor. Ayrıca, Mart ayında İTÜ-AA işbirliğiyle, gerçekleştirilen Fibrous Structures atölye çalışması da moderatörleri tarafından değerlendiriliyor.

Fibrous Structures atölyesi nedeniyle Pınar Gökbayrak’ın Architectural Association’ın direktörü Brett Steele ile yaptığı söyleşi ise, son dönemde oldukça gözde olan parametrik tasarım anlayışını masaya yatırırken, yeni bir bilgi biçiminin ortaya çıkıp çıkmadığını sorguluyor. Söyleşiden enteresan bir alıntı aşağıda:

Pınar Gökbayrak: Yeni ve farklı bir bilgi veya farklı bir düşünme yöntemi ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Yoksa sadece tasarıma farklı bir bakış açısından mı söz ediyoruz?

Brett Steele: Enteresan ve iyi bir soru. Bana kalırsa, bugün insanların parametrik tasarıma yaklaşımının tamamen yeni olmadığını öne sürebiliriz. Aslında, geçen yüzyılda bu konuda çalışan mimar ve mühendislerin ilginç işlerinden oluşan bir şecereden dahi bahsedebiliriz. Bugün yaşananlar ise geçmiş yıllara oranla mimarlık ve mühendislikle ilgili güncel tartışmalar arasında bu konunun oldukça ön plana çıkmasıyla ilgili. Bir başka deyişle, tasarım metotları, süreçleri, sistemleri veya ekiplerinin test etme ve prototip geliştirme sürecinde bir şeyler öğrenebilmesi ve bunun kendi işlerine yansıması meselesi. Bu tabii ki herhangi bir tasarım sürecinin bir parçası. Mevcut durumda olan şey ise yaklaşımın, eylemi her şeyden çok etkileyen ve temelini oluşturan bir biçim alması. Önceden karar verilmiş bir fikrin her halükarda bir sonuca varması yerine, yapmaya çalıştığımız şey bir tasarım ekibi, sistemi veya teknolojisi içerisinde sonucundan öğrenebileceğimiz, beklenti ve varsayımları ona göre şekillendireceğimiz yöntemleri geliştirmeye çalışmak. Bunun daha iyi bir mimari veya tasarımsal bilgi kategorisine dönüşeceğini düşünmüyorum. Ancak, mimarlığın projelerin gelişimiyle evrilebilen bir bilgi ve uzmanlık biçimi olduğu konusunda bir uzlaşma sağlıyor. Ve bunu, gittikçe bilgi ve enformasyonun her şeyden çok önem taşımaya başladığı bir dünyada yaşamamızın bir sonucu olarak görüyorum. Bugün dünyada dolaşımda olan şey tam anlamıyla fikirler ve uzmanlıklar; mimarlık ve kentle ilgili güncel söylemlerdeki bu tür bir değişim de, tasarımcı, tasarım ekibi veya tasarım sistemi gibi geleneksel terimlerle ilişkilendiredurduğumuz daha zekice kurgulanmış öğrenme sistemlerinin gelişimine duyulan ilgiyi yansıtıyor.

Pınar Gökbayrak: Parametrik yaklaşım anlayışıyla kurulan bir tasarım ekibi veya sistemi, örneğin matematik gibi farklı disiplinlerle ortak çalışmayı da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, bu çalışma metodunu disiplinaşırı bir çalışma alanı olarak tanımlayabilir miyiz? Bu bilgi alanının, genel bilgi yapılanması içindeki konumunu nasıl tarif edersiniz?

Brett Steele: Kesinlikle disiplinaşırı olarak tanımlayabiliriz. Biraz önce bahsettiğim konuya geri dönecek olursam, izole edilmiş disiplinlerin ötesinde bir işbirliğini önemseyen bir tür bilgi ekonomisinin belli bir düzeydeki yansıması olarak tarif edebiliriz. Örneğin, 1960′ların sonundan 1990′lara kadar mimarlığı otonom bir disiplin olarak gören eleştirel yaklaşım yaygındı. Mimarlar, mimarlık hakkında, mimarlık yapıyorlardı. Çok açık ki, son on beş yılda mimarlığın başka disiplinlerle kendisini nasıl ilişkilendirdiğiyle çok daha fazla ilgilenen bir neslin doğuşuna tanık olduk. Bu nedenle, örneğin dekanı olduğum okul The Architectural Association’da ikinci tip düşünme biçimi bir enstitü olarak bizim için en az ilki kadar önemli; biz mimarlar sadece, projelerimizin bir parçası olan ve malzeme ile strüktür üzerine çalışan mühendis ve uzmanlardan değil; bir kentin nasıl işlediğinden, o kentin farklı parçalarının nasıl organize edildiğine ve aktivitelerin ve altyapının bu sistem içinde nasıl yer aldığına kadar pek çok şey üzerine uzmanlık ve bilgi sahibi olan farklı disiplinlerden oluşan koca bir yelpazeyle nasıl beraber çalışabiliriz ve ne öğrenebiliriz bunun peşindeyiz. Mimarlar bu konuyla çok ilgili ve bu nedenle beton üreticileri veya yapı malzeme uzmanlarının da bir anda ilgisi bu yöne kaydı. Bu farklı dünyalar artık her zamankinden çok daha fazla birbirlerine yakınlaşıyor.

Söyleşinin devamını ve diğer konuları okumak içinse, Betonart’ın İlkbahar sayısı üç ay boyunca satışta olacak.

Yorum yapın